Konfor Alanının Yalancı Huzuru: Büyümek İçin Hangi Sese Kulak Vermelisiniz?
Kurumsal hayatta “büyümek” denince aklımıza genellikle bir üst ünvana geçmek ya da daha geniş bir odaya taşınmak gelir.
Oysa asıl dönüşüm, o zorlu yönetim toplantısında kimse konuşmazken elini kaldırıp “Bence bu strateji riskli ama denemeye değer” diyebildiğimiz o kısacık anda gerçekleşir.
İşte tam o anda bizi o elimizi kaldırmaya iten güç, içsel kaynaklarımızdır. Bu kaynaklar; teknik bilgimizden öte, hayat amacımızdan, değerlerimizden ve vizyonumuzdan beslenen o sağlam duruştur. Bir yöneticinin kriz anında paniğe kapılmak yerine ekibine güven vermesi ya da bir çalışanın “Bu benim işim değil” demek yerine inisiyatif alması, dışarıdan gelen bir talimatla değil, içerideki bu kaynağın rehberliğiyle olur.
Koçluk bakış açısında gelişim, işte bu içsel kaynağın iş yapış şeklimize yansımasıdır; “olduğumuz kişi” ile “yaptığımız işin” bütünleşmesidir.
Ancak tam o potansiyelimizi ortaya koyacakken, zihnimizde o tanıdık fren sesi duyulur: Sabotör! Bizi korumak isterken aslında bizi olduğumuz yere çivileyen o ses… Belki “Mükemmeliyetçilik” kılığında gelir ve “Bu sunum henüz kusursuz olmadı, sakın gönderme” der; belki de “Güvenlik” maskesi takar ve “Şimdi sesini çıkarma, ya saçma bulunursa?” diye fısıldar.
Kurumsal dünyada rafa kaldırılan parlak fikirlerin veya alınamayan cesur kararların arkasında genellikle bu sese teslim oluş yatar. Büyüme ve dönüşüm, işte bu ayrımı fark ettiğimizde başlar: Sabotörün “Dur, güvenli alanda kal” ısrarına nazikçe teşekkür edip, içimizdeki o bilge sese güvenerek “Hayır, büyümem için o adımı atmam gerek” diyebildiğimizde gerçek potansiyelimizi yaşamaya başlarız.



